sosyomat.com

  1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

bu akşam

24 kişi kendisini tutuyor, 5 arkadaşı var.


şu an yaşadığı yer İstanbul. şu an yaşadığı yer İstanbul olarak çalışıyor (değiştir) olarak çalışıyor.

 rss kaynağı

adresi: http://aar.sosyomat.com/blog
19 yorum var - 27 Aralık 2010 01:13 yazılmış
aferim7

Burzum

0 yorum var - 09 Aralık 2010 10:03 yazılmış
2 yorum var - 22 Kasım 2010 15:19 yazılmış
10 yorum var - 19 Kasım 2010 01:37 yazılmış
14 yorum var - 10 Kasım 2010 16:29 yazılmış
1 yorum var - 02 Kasım 2010 15:38 yazılmış
4 yorum var - 24 Ekim 2010 23:39 yazılmış
4 yorum var - 13 Ekim 2010 22:33 yazılmış
19 yorum var - 11 Ekim 2010 15:11 yazılmış
14 yorum var - 10 Ekim 2010 18:08 yazılmış

ellerin ellerin ve parmakların
ellerinden belli olur bir kadın

aaR   29 Temmuz 2011 12:35  

az önce maytwo kadim çekirdek ikizim ama farklı anne babadan ve bazı dakikalarca farklı zamanlardan dünyaya çağırılmış iki ruhtan birim maytwo ile fotoğrafı üzerine yazıştık ve aşağıdaki helper benim kişisine böğürtlen kafası bildiğini bildirmesiyle ilgili bildiğimi bilgilendirirken sala mutfak tarafından kap kacak üst kattan kat topuk ve uzaklardan it kopuk telefon uyarmaları işittim

aaR   29 Temmuz 2011 12:29  

aar kiraz çekirdeği, ışıkölçer yalan ambalajı, ısıölçer küflü çayda turkuaz yakamozlar felan git bi temizlikçi getir eve oturmuş şiir yazmış gene ya :)

maytwo   29 Temmuz 2011 12:46  

ne şiiri afil basbayağı tarif imgesiz demsiz

aaR   29 Temmuz 2011 12:51  

bana bu dediğin de şiir gene :)

maytwo   29 Temmuz 2011 13:13  

üzerimde bir hal ve sırtımda bir sabah çekmesi belimde bir bel ve boynumda bir boyun kalbimde bir antikalp antrikot veya ne dersek yürek şişte ciğer aman yanmasın ya da yansın kanmasın ağrısı boynumu geriye attım yastıktan kanepenin oturma hizası şortumun oturma hizasında ilk yalanım boksırımın oturma hizasında ve küçük açılır kapanır bilgisayar hem karada hem denizde sol kulağıma sürekli bir sabah kahvaltısı şıngırtısı eşliğinde açılmış sabuk tv programları ve kuşların ritim tutturamayışları geliyor...

aaR   29 Temmuz 2011 12:20  

bir büyük su bardağı bazı kelimelerin ve seyredilenlerin üzerine dudak dudak dokunulmuş içle eşitlenmiş ve bir hareketi bölüşmüş bedenle yanında küçük bardak dibinde kalmış suyuyla sıcaklık ölçer yanının diğer yanında ise henüz açılmış bir kayısı kurusu poşetinin turkuaz yatışı büyük bölümü bardak arakasına yatmış ya da yapışmış bir karınca en köşeden alana girerek bütün bu saydıklarımı ağzında kokusundan birleştirdi gözlerime ve ellerim de klavye üzerinden karınca karınca harflerle sizin gözlerinize taşıtmakta

aaR   29 Temmuz 2011 12:16  

uzun yürüyüş yüzüş ve yüz yüze yüzülüşlerden sonra çadır yanında yemek için aldığım cevizli peksimet zeki müren ve nilüfer plaklarının üzerinde ulusoyun bolu dinlenme tesislerindeki çalışanının elinden sarıldıldığı haliyle duruyor kenarından alınca ceviz kabuğu parçaçığı hevesimi gideremedi de gittirtemedi de yanında çeşitli ot parçaçıkları toplanan kekik ve ada çaylarına mensup da benim üzerimde bir hal var bunları sana yazıyorum ki kulağında hücreler

aaR   29 Temmuz 2011 12:11  

hocam böğürtlen kafası biliyorum...

helper benim   29 Temmuz 2011 12:12  

aaa nerede? yok yok bana söylemek zorunda değilsin... datça kıyılarında aradığım küçük kaplumbağa kabuklarından ve bulamadığım bir sonraki arayışım böğürtlen kafasıydı... ama nerede... zeytin ve badem kafalarının hele kavun karpuz hıyar ve kabak kafaların yanında bir hayli zor onu bulmak bir de pırasa, tarak ve man kafalar

aaR   29 Temmuz 2011 12:26  

hocam böğürtlen orman meyvesi zaten... bu aylarda bulamayınca doğalını, bulamamak aynı kafayı yapabiliyor...

helper benim   29 Temmuz 2011 12:28  

öyleyse eğer aradığım bendeymiş... otuz kuş kendini bulmuş gibi sevindim kafama

aaR   29 Temmuz 2011 12:49  

kiraz çekirdekleri peçete üzerinde masanın üzerinde ve masa yerin üzerinde yer yer yüzünün üzerinde üzerinde karıncalar varıyorlar.. var olmak durmak gibi... hiç durmuyoruz biz ya da hep duruyoruz kanatsız güdüksüz güdük

aaR   29 Temmuz 2011 12:07  

-ancak :))

görüntü de mi var?
uzamış bir a'sı mı var, yıllar diyelim happiru huppiru

aaR   29 Aralık 2010 11:27  

ar gelmiş, şiirin vakti gelmiş..

eski bi dostu görmenin arsızlığı ile hoşgelmiş..

-ancak :))

ik0nA   28 Aralık 2010 20:49  

Ne yılanlar varmış şu dünyada hssss.

sirk E   27 Aralık 2010 03:08  

vaktiyle yılan
çatısına çıktığı bir evin yalın tavanından
bir aralık bulup kıvrılırken
yanına uzayan ağaç direğe,
düşmüş ağaç beşiğin içinde uyuyan bebeğe...

düşünden gözlerini açamayan bebek
neler neler görür; yılanı.. ama âmâ...

ağlamayı fırsat bilmez
seyirlerinden
yılanın kıvrılmalarına
elinin kıvrımıyla karşılık..
sıkıca kavrayıp ağzına tek yol yılanı
yılan yıllarının tecrübesiyle
bu bir bebek
ötelenmeden boğazından giriverir
yüzükoyun beşikte...
bebek görmüş de görmüş
bir insanın göreceğini ömründe

ineklere su verip
sütünü içip ineklerin
taşıyıcı annesi de koşa koşa rahatlatmak istemiş
hızla inip kalkan göğsündeki kuşkuyu salarak
günün yorgunluğuna

beşikte öylece uyuyor yavru

sessiz sessiz
göz kapaklarının ucundan uzun uzun uzayan kirpiklerinden öpülüyor yavru..

(devam edersiniz, ya da edecek...)

(devam ediyor, etti...)

havada öyle böyle çevirmiş
ve zorlamış dudaklarına memesinin tokasını

önce emmek için dudaklarını bile oynatmayan bebe
olanca gücüyle ısırarak emmeye başlamış marpucu
orada süt kan ve zehir birleşerek akmış memesinden kadının

acı duyması emzirmesinin fiyakası gibi asılı kalmış annelik ruhuna
ve ruhunu titreterek çığlık olup ağzından çıkmış kuşku...

bebeğini zorla geri çekmiş
yılan memeyi bırakmayınca da upuzun uzamış bebeğin ağzından

çığlık ovaya doğru kara haber ulaklığı ederken
kadın zehrin etkisiyle yere yığılmış...

yılan oradan ayrılırken
kazmalar kürekler baltalar yola çıkmış

rivayet edilir ki gözyaşının da katıldığı bu iksir
bir nehir olup akmış dünyanın içlerine
memelerden...

aaR   23 Kasım 2010 18:19  


sonbahar şerefine

bohr   10 Kasım 2010 18:16  

aaR   18 Ekim 2010 18:09  

benim evimin bahçesinde de var böörtlen :) ama zehirli değiller...

soneler0   14 Ekim 2010 23:43  

kimin topladığına ve sunduğuna göre değişir... onlar değilse de mutlaka yakında bir yerde vardır bir zehirli sarmaşık, vahşi orkide...

aaR   15 Ekim 2010 00:55  

toplamadım onların orada olduğunu bilmek ve görmek yetti bana ...

soneler0   15 Ekim 2010 01:16  


bakkk benimm böğürtlenim seninkinden daha güzel

heastina   14 Ekim 2010 19:54  

bunu nasıl yemeli diye uzunca düşünülür... hani diğer kibrit çöplerine dokunmadan tek tek çöp toplar gibi... dişlere ve dudaklara dokunmadan, üstelik böğürtleni ezmeden, suyunu çeneye süzdürmeden nasıl acaba yenir? diye düşünürüm...

aaR   15 Ekim 2010 00:54  

Şimdi ise kırmızı bir göz çiziyorum. Ve ben hala SANA BAKIYORUM.

abuksabukprenses   02 Ekim 2010 22:40  

abuksabuk bakıyorsun... çizerken mutlaka kanat..

aaR   15 Ekim 2010 00:56  

birazbettyblue   01 Nisan 2010 06:49  

Ben orda, akşamına orospular dadanan
Camlarında pis sinekler gezinen, ben orda
Eskimiş bir tutuşla şarabını içiyor
Kadınlarda oluyor kadınsız bakışlarla
Başıyla öne düşmüş yüreğiyle beraber
Ya Tanrıya inanır ya da isyana.

Kimseye vermiyor ki acılardan artarsa
Kuytular çıkarıyor sevişmeler onlardan
Bu nasıl bir bakış ki dünyaya intiharla
Ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan
Öyle ya kim sevişirdi acıları olmasa
Kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam.

Orası bir ölümdür şarabımı doyuran
Ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar
Vaftizi gün ışığında bir garip protestan
Tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar
Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
Yeniden doğmak için çıkardığım yangından.

qrunqe   01 Mart 2009 11:56  

ne salak bir benim var
hep sırtımda durur, ben bir işe girişince
sinsice bir işe girişince
hep arkamda durur
ne salak bir benim var
işte sinsice bir işe girişince
hiç yanıma gelmez
önüme geçmez
tutmaz parmaklarımı
sinsice bir işe girişince işte işsizlikte
ve sağlıkta
ne salak bir benim var
kusan harfim benim
kursağında sözlükleri var
parmağında gözlükleri
işte bir işe sinsice girişince işsizlikte işlendikçe iş iş
diye acıyaduran ne salak bir benim var
işte size konuşan o
benim hep sırtımda duran
ah ne ağır
ne yük
ne kambur
vur ulan vur
ne salak bir benim ben

aaR   12 Şubat 2009 15:08  

Gelme diyorsun
Bu gel demektir
Birazdan günes dogacak
Dolu dizgin atlilar geçecek yüregimden
Seni düsünecegim
Gümüs mahmuzlarin parlakliginda
Yagmur nal izlerini örtmeden
Sana gelecegim
Bekle beni
Hindistan'da Banaras sehrinde seni aradim
Ganj'in sularinda lanetlenmis insanlar yikaniyordu
Ganj'in sulari pisti bulanikti
Içtim
Bir kadin tanidim Haydarabat'da
Cüzamliydi güzeldi üstelik
Sana benziyordu
Etli dudaklari vardi
Brahman mabetlerinde sevistik üç gün üç gece
Taslarin üstünde yattik
Bir hayvan tarafimiz vardi alimli
Bir Tanri tarafimiz vardi igrenç
Bir insan tarafimiz olacakti
Aradik üç gün üç gece
Bulamadik
Bir Tanri tarafimiz vardi korkunç
Sevemedik

Sonra Nijerya'da Mozambik'te Altinsahillerinde
Kulaklarimda ulu ormanlarin ugultusu
Vahsetin musikisini dinledim yesil yesil
Zifir gibi bir yalnizlikti içimde yoklugun
Iri bir memeydin kalçaydin avuçlarimda
Belki bir tutam tuzdun kirli
Seni düsündükçe susuyordum
Nehirler göller kandirmiyordu beni
O kadinlara gidiyordum
O bakir tenli kadinlara
O kadinlarla da yattim
Adam boyu yapraklarin üzerinde
Boyanip boyanip yeryüzüne çikiyorduk derinlerden
Yorgundum
Kuskuluydum
Iliklerime kadar bendim
Bir yesildim
Bir beyazdim
Karanliktim
Insan eti yiyenler anladi beni

Kanarya adalarinda
Bir kamis kulübede iki ayna buldum
Birinde ellerim vardi kemik kemik
Parmaklarim beni çagiriyordu sana
Birinde gözlerim vardi
Agliyordum
Çignenmis otlara döndüm
Aglamakli denizlere
Köpek baliklarinin azi disleri avutmaz beni

Bir gemiydim
Battim
Santa Isabelle adasinin önünde
Simdi 3200 metre derindeyim
Sana ahtapot gözleri topluyorum
Sana mürekkep baliklarinin gözyaslarini getirecegim
Birak beni
Yosunlarla bir çesmeden su içiyorum
O derinliklerde bir magarada buldum kendimi
Önce garipsedim çiplakligimi
Utandim
Sonralari alistim güzelligime
Bir elim sendin
Bir elim ben
Ayaklarimi göremezdin
Öyle uzaktaydi
Sag kolumu Mekke'de kestiler safak vakti
Utanmaz yalnizligimla kaldim çaresiz

Bitmez
Haçli seferleri boyunca anlatsam macerami
Yakina gel
Dört yanimiz iri istakozlarla dolu
Yalniz degiliz
Tuk ki bu tuzlu baliklarda benim yüreklerim çarpiyor
Tut ki gözümün yarisi elmada yarisi kapanik
Tut ki ben beyaz peynirim ben zeytinim
Al
Ekmegine katik et beni

Dufy'nin bir sokagi vardi bilir misin
Ilkin seni o mor sokakta gördüm
Temmuzun ondördüydü
Bütün itligi üzerindeydi günesin
Bir yesil elbisen vardi
Bir siyah ayakkabin vardi
Bir gözlerin vardi
Bir dudaklarin vardi
Ama ben yoktum o sokakta
Tahiti adalarinda
Gaugin'le seni düsünüyordum
Absent kadehlerinde ellerini içiyordum yudum yudum
Dufy'nin sokagi aklima nereden geldi

Bir çift zar aldim
Attim gökyüzüne
Adis-Ababa sehrine düstü
Adis-Ababa sehrinde kadinlar
Hepyek bakiyordu yüzüme
Yüzümde cinayetler isleniyordu her gece
Kadmiyum kirmizisindan kanlar akiyordu nehir nehir
Sen baksan görürdün
Her gözüme bir düses oturmustu
Sen görsen anlardin
Titanyum beyazi yalnizligimi
Budapeste köprüsünün üzerinde
Bir çingene falima bakti
Dedi üç günde öleceksin
Ben üçbin yildir seni ariyorum
Kapilara sigmiyor umutsuzlugum
Lagim kokulari gibi çirkef gibi kederliyim
Içimden dünyayi ipe çekmek geliyor
Cümle yildizlar sahidim olsun
Yapmazsam adam degilim

Sanghay'da orospular benimle yatmadi
Çirkinsin dediler
Pissin dediler
Yikandim arindim
Afyon yüklü mavnalar geçiyordu Çin denizinden
Birisi geçmisime küfretti
Tuttum öldürdüm
Geçmisim seninle güzeldi temizdi akti
Kirlettim
Affet beni

Hamamatsu'da bir geysa kizi yüzüme tükürdü
Pyong-Yang'da kursuna dizdiler beni
Tiz bir boru sesi üç defa ti çekti
Trampetler basimda zonkluyordu
Kederliydim
Çaresizdim
Canim Tchaikovski'yi dinlemek istiyordu
Ah o keman konçertolari öldürdü beni

Dinsizdim Istanbul'da minareler üstüme yikildi
Yoksuldum Kudüs'te kiliseler kabul etmedi beni
Gelme diyorsun
Bu gel demektir
Birazdan aksam olacak
Rachmaninof'la bir meyhanede içmeliyim bu gece
Sonra sana gelmeliyim
Rachmaninof nereye giderse gitsin

Simdi bir derin mavide aksam oluyor
Gök mavi deniz mavi
Mor daglar yesil agaçlar mavi
Bozuk düzen mavi gecelerden sesleniyorum sana
Ne opera aryalari
Ne besinci senfonisi Beethoven'in
Bir yalnizlik marsidir çaliniyor uzakta
Gün isigi arkamizda kaldi bak
Tanyerinde unuttuk gözlerimizi
Gel artik
Hayata yeniden baþlayalim
Gel artik
Bu mavilerde kimseler görmez bizi

Solfej anahtarlarini kaldiralim
Do'larin mi'lerin önünden
Birakalim bu dünyayi alabildigine dönsün
Ölmekse daha kolay ne var
Yasamaksa sensiz mümkün degil
Iskender adam edemedi bu dünyayi
Biz mi edecegiz
Eflatun çözemedi yasamanin sirrini
Biz mi çözecegiz
Bütün yataklar bir kisilik
Git diyorsun
Nereye gideyim
Birazdan gece olacak
Agir kiliçlar parçalayacak yüregimi
Pis bir koku gibi çökecek üstüme yalnizligim
Seni düsünecegim stepler ortasinda yorgun kimsesiz
Dolu dizgin atlilar geçmeyecek yüregimden
Bir gözümde gümüs mahmuzlarin piriltisi hazin
Bir gözümde bozulmus nal izleri
Durup durup aglayacagim

Sen bu ayriliklar için mi yaratildin söyle
Bu zehir zemberek kederler için mi
Bak bütün orkestralar sustu
Bütün isiklari söndü dünyanin
Korkma
Haydi uzat ellerini
Geçmis yillari yeniden yasayalim bir bir
Bak dinle
Bir seslenen var uzaklardan
Bak dinle
Kader kapiyi çaliyor
Gelme diyorsun
Gelme diyorsun
Bu gel demektir.

Tanrinin biraktigi yerden biz basliyalim
Alti milyar insanin yarisini sen öldür yarisini ben
Üç kisi kalsak yetisir yeryüzünde
Yaklas bana
Seninle kardes degiliz

Hüzünle karisik sevinçlerden kurtul artik
Arzularin o belli belirsiz sicakligini sev
Biliyorsun
Önce Tanri insani yaratti
Sonra insan sevgiyi
Ne yapsak bos
Ne kadar çabalasak faydasiz
Geriye dönemeyiz
Olanlar oldu is isten geçti
Çamurumuza sevgi katilmis bir kere

Kim bu sarkilari söyleyen
Karcigar faslindan düm tek üzere
Aklim bir yere eristi durdu
Susun
Simdi üçgenlerle oynuyorum
Kaldirin bu daireleri
Bir model kiz geldi soyundu karsimda
Saçlarindan üç firça yaptim
Üç tüp boyan vardi
Verenoz yesili zümrüt yesili krom yesili
Hepsini kattim birbirine
Senin yesilini buldum
Senin yesilinde orkestralar Debussy'den çaliyordu
Senin yesilinde unuttum siyahligimi

Bu deli eden ugultu nerden geliyor
Kim kirdi bu aynalari
Toplayin yüzümüzü görelim
Çirkin degiliz artik
Bir kapi açilda önümüzde ölümsüzlüge
Güzeliz
Sabahlar bizimle dolu
Isik diyordun al iste
Kör kiyilara kadar isidi yeryüzü
Renk diyordun iste bak
Buram buram mavi
Çarsilar dolusu kirmizi
Süt beyazindan geceler
Sari günesler ortasinda turuncu bir gün
Yitirilmis saadetlerin bahçesinde mor çiçekler

Kardes degiliz diyorum inanmiyorsun
Yalan bunca faziletler yalan
Bizi bu cigeri bes para etmez insanlar mahvediyor
Aldirma diyorum sana
Dünya ikimiz için yaratildi
Üç milyar insan is olsun diye geldi yeryüzüne

Verdigin her kederin yüregimde yeri var
Hangi kitabi açtiysam seni okudum yillardir
Hangi aynaya baktiysam seni gördüm
Gel desen gelemem
Git desen gidemem
Öl desen kanim akmaz
Anladim artik seni sevmek yüce bir sey
Anladim seni sevmek Tanri'ya yaklasmak gibi

Insanlar içinde bir sana inandim
Bir seni sevdim kendimden baska
Uykularimin bölündügü saatlerde
Sendin düsündügüm soluk soluk
Sivri biçaklar gibiydin karanligimda
Gözümü yumsam seni görüyordum
Oynak türkülere benzeyen yürüyüsünle
Sen çikiyordun karsima
Karanligimda
Iki yildizdi ellerin görülmedik
Karanligimda
Bir orman yanginiydi dudaklarin

Istesen hayat verirdim bu karanliklara
Istersen gökyüzünü bir mendil gibi yirtardim
Denizlerden göllerden nehirlerden
Sana görmedigin renkler yaratirdim
Zamanin ötesinde
Yeni bir dünya kurardim sana
Insansiz Tanrisiz kedersiz
Severdin
Dag rüzgarlarinin serinligince
Yasardin
Bu sefil dünyamizdan uzak

Bir yanip bir sönen isiklar gibiyim
Yumruk kadar yüregimde sen varsin
Kutsal kederler içinde seninleyim artik
Sari badanali evlerde basbasayiz
Bütün duvarlara gölgen kazinmis
Kokun sinmis bütün perdelere
Kapilarda parmaklarin beyaz beyaz
Sokaklarda ayaklarinin izi
Ben bu sokaklarda ölsem
Kaldirimlar çekmez agirligimi
Söylesem askimi asirlar boyunca
Bu iki yüzlü insanlar anlamaz beni

Desem ki yeryüzüne bes peygamber geldi
Besincisi sensin
Desem ki iki kisi kaldik dünyada
Ikincisi sensin
Desem ki biri var yeri gögü var eden
O da sen olurdun
Sana tapmak için
Kilden bir heykel yapardim güzelligince
Bilsem ki sen Tanri'dan iyisin
Bilsem ki Tanri senden güzel degil

Senin o kocaman kocaman gözlerin yok mu
Nasil duruyor boslugunda arzularin anlamiyorum
Nasil nasil bakiyor bana
Böyle merhametten uzak
Git diyorsun
Nereye gideyim
Ümitlerim ne olacak
Bunca siirleri kim söyleyecek sana
Kim anlatacak dünyaya sigmayan güzelligini

Gitmek mümkün olsa da gitsem uzaklara
Sevmesem seni bir daha
Paramparça etsem yüregimi cam gibi
Sonra yaksam
Savursam küllerini karli daglardan açik denizlerden
Yine seni severdim toz toz
Yine sana tapardim küllerimin agirliginca

Bu oksijen gazi olmasa da olurdu
Ama Beethoven gelmeseydi dünyaya
Seni bu kadar sevemezdim
Ikimizin ortasinda o duruyor
Sagimizda birinci keman
Solumuzda ikinci keman
Karsimizda üçüncü keman
Sonra orglar flütler kontrbaslar
Sustur su orkestrayi Beethoven
Simdi dokuzuncu senfoninin sirasi mi

Bunca yalnizliklar bunca yokluklar benim isim degil
Bu çirkinligi ben yaratmadim
Ne de bu kahpe güzellikleri
Bende sevmedigin ne varsa senden türedi
Su karanlik bakislar
Su ellerimin pisligi
Su dudaklarimdan çikan igrenç sözler
Besbelli senin eserin
Ne buldumsa sende buldum kötülükten yana
Ne ögrendimse senden ögrendim
Seni sevdikten sonra basladim yasamaga

Seni Tanri yarattiysa beni kim yaratti
Bu azabi kim verdi bana
Çingirakli yilanlarin zehirini içtim
Balinalarin kusmuklarini
Kükürt kokulu imkansizliklar içindeyim
Oysa güzeldim tarihin ilk çaglarinda
Görsen sasardin
Öyle aydinliktim
Öyle iyiydim
Kobalt mavileriyle doluydu yüregim
Kursun beyazlariyla
Severdin beni
Midye kabuklarinin yesilligince

Sonunda dedigim çikti iste
Samanyolundan bir yildiz düstü dünyaya
Sinekler gibi eziliverdi insanlar
Her sey bir anda olup bitti
Yapayalniz kaldik
Ne radyo aktivite ne mantar seklinde bulutlar
Ne yasamak sevinci ne ölüm korkusu
Sonunda üç kisi kaldik dünyada
Sen
Ben
Bir de Jiro'nun Manon Lesko'su

Yine bana bakarken yüzün kizariyor
Toplum kurallarindan kurtulamadin daha
Bütün çayirlar bombos
Görmüyor musun
Al basini daglara çik
Avaz avaz sarki söyle sokaklarda
Bir kibrit çak
Bütün evler yansin
Yüzbin yilin öcünü al bu serefsiz dünyadan
Sonra kaldir kendini denize at
Biraz serinle
Sevebildigim kadar insanim ben
On gram arsenik yeter canima
Beni düsünme

Uzun mistral rüzgarlarinin üzerine
Nimbüs bulutlari geliyor kaç
Uykumuz bölündü çiril çiplagiz
Kum firtinalari basladi
Çin seddinin ötesinde
Gölgemizi bir Asya sehrinde unuttuk
Taklamakan çöllerinde kaldi rüyalarimiz
Haydi git
Yok olduk iki oldugumuz yerde
Haydi git
Bir kalirsak yine var olacagiz.

Besyüz borazan birden çaliyor
Bin davul birden vuruyor basimda
Gök gürültüleri
Çekiç sesleri makine sesleri
Daglardan kopan kocaman çiglar
Taslar
Kayalar
Ey üstüme üstüme gelen deniz
Ey cam kiriklarindan kader
Yeter artik
Nerdeyse çildiracagim
Bir yesil ötesine geldim durdum iste
Merdivenin son basamagindayim
Bir adim daha atsam
Kimseler tutamaz beni
Bir adim daha atsam karanliktayim

Kaç kere söyledik
Su potpuriyi çalmayin diye
Anlamiyor musunuz
Fa diyez bemol çaresizlikler içindeyi
Bir duvar yikiliyor altinda kaliyoruz
Bir adam ölüyor bizi gömüyorlar
Susturun su kemanlari
Biraz da ilahlar aglasin yoklugumuza
Kirli gözyaslari kirik iskemleler
Basi bozuk Çigan havalari
Yeminler notalar akortsuz teller
Ve sakat çocuklari Nagazaki'nin
Biz bunun için mi geldik yeryüzüne
Devirin su putlari
Mukaddes kitaplar bize göre degil artik

Sinemaskop rezaletler içindeyiz
Café Chantant'larda dua ediyoruz
Mabetlerde çiftlesiyoruz artik
Mesuduz
Dokunmayin keyfimize
Saint Pierre'in doksandokuzuncu göbekten torunu
Strip tease yapiyor
Foli Bergere revüsünde her gece
Gelsin arkasindan sampanya siseleri
Kauçuk gögüslü kizlarda bir naz bir çalim
On derste ask
On derste güzellik
On derste cinsiyet
Ve tam onbin yildir arayip bulamadigimiz fazilet
Sonra mezarliklar dolusu günah
Genelevler dolusu namus
Velhasil ailece rock'n roll dansi ögrendik
Tepinip duruyoruz

Pirinç tanelerine çizdigimiz kral resimleri bizi kurtarmadi
Ne de Babil'in asma bahçeleri
Hakkini veremedik alin terimizin suçluyuz
Har vurup harman savurduk ömrümüzü
Akilli bir maymun olmaktan öteye gidemedik
Simdi bu kördögüsünde yenildikse suç bizim
Geç anladik zavalliligimizi
Her seyi bu sagir göklerden bekledik yillardir
Bizi kimseler inandiramadi ölüme
Bize kimseler ögretmedi insanligimizi

Kim kurdu bu düzeni nerdeyiz
Bu tekerlekler nasil dönüyor boslukta
Bu umutlar bu dualar bu kahrolasi hayaller
Nasil bunca yildir barindirdi bizi
Bu kati yürekli topraklar
Bu gülünç mezartaslari
Ölümler ölümler ölümler
Ölümlerden beter yalnizligimiz
Bu macera ne zaman bitecek söyleyin
Söyleyin ne zaman aydinlanacak
Bu karanlik alin yazimiz

Harun-er Residin gazabina ugradik cümlemiz
Basparmaklarimizin birinci bogumundan vurdular bizi
Bir düsüs düstük Eiffel kulesinden
Sersefil oldu ölümüz caddelerde
Nice evlerin nice apartmanlarin bütün agirligi üzerimize kursun gibi çöktü
Sokak köpekleri isedi kanli gömlegimize
Yedi yildiz senesi bagirdik agladik
Kimseler duymadi sesimizi Lili Marlen
Besyüz sene sonra anlasildi yoklugumuz
Iste biz böyle yitirdik inancimizi Tanriya
Keyfimize dokunmayin
Adamakilli sarhosuz

Ya bir gül koparin bahçenizden
Koklayalim
Ya bir yudum su doldurun taslarimiza
Içelim
Ya da bir dilim ekmek verin
Sükredelim yasadigimiz
Karanliklar içinde
Çamurlar içindeyiz
Tutun kaldirin bizi
O yalanci sevginiz sizin olsun
Biz yasamak için geldik yeryüzüne
Alin basiniza çalin merhametinizi

Körsünüz ya da sagirsiniz
Beyaz çorap giydi diye
Ku Klux Klan derneginin adamlari
Bir zenciyi linç ettiler
Görmediniz
Ibni Mansurun besinci karisini topraga gömdüler beline kadar
Sabahtan aksama dek yedibin kisi tasladi
Yedibin kisi tükürdü yüzüne görmediniz
Su gökkubbenin altinda
Bosa gitti nice bonjour'larimiz
Sonra üç kere good night dedik
Duyan olmadi

Ya savas meydanlarinda yitirip bulamadigimiz gerçek
Engizisyon iskenceleri yirminci yüzyilin
Firinlar
Gaz odalari
Kitle halinde ölümler
Kara sineklerin kondugu çürümüs et yiginlari
Yaylim ateslerile delik desik olmus insanligimiz
O azgin atlarin çignedigi kollar bacaklar
O kan çanagi gözler
O süngü uçlarinda yükselen kesik baslarimiz

Bizi alçaltan bu kanli zafer taçlari iste
Öptügümüz o pis eller
O maymun maskara soytarilar
Küçük orospular
Kirli zevklerimiz
Yatagimiza giren frengili kadinlar
Aldigini geri vermez bir karanlik dört yanimizda
Hangi perdeyi aralasak gece
Hangi tasi kaldirsak çaresizlik
Ölüm isli bir fener isigi bu karanliklarda
Ölüm yorgun askerlerin tek umudu sicak
Biz bu ölümlerle yakiniz ölümsüzlüge
Bu karanliklarla uzak

Siz dilediginiz sarkiyi söyleyin yine
Yine karamelalarla kandirin küçük kizlari
Irzina geçin torunlarinizin
O sapik arzulariniz yükseltecek sizi
O karanlik odalarin basibos rahatligi
Varin dilediginiz gibi yasayin artik
Bir gün bütün günahlariniz bagislanacak Tanri katinda
Ne cehennem atesleri ne o köprüler kildan ince
Sizin için degil
Siz öyle Tanrilarin böyle kullarisiniz iste

Simdi de oturmus tuz biber ekiyorsunuz yaramiza
Kiliselerde camilerde ögütler veriyorsunuz Tanri adina
Sonra her gece bir cinayet isliyorsunuz
Temiz çarsaflarda pis kaniniz
Uykularimizda gölgeniz korkunç belali
Sizi sayiyla mi verdiler bize
Defolun karsimizdan
Bize kendi derdimiz yeter
Kaninizi bulastirmayin ellerimize

Yüzsüzlügün bu kadarina pes dogrusu
Haydi biraz egin basinizi
Bizden af dileyin
Kederimizi anlayin artik
Saygi gösterin sevgimize
Belki sizi affedebiliriz
Ne de olsa insaniz biz de
Bir zayif tarafimiz vardir

Nasil aldandik bunca zamandir
Nasil inandik güzelligine hayatin
Bize ne dogan günesten
Büyüyen bugdaydan akan sudan bize ne
Alabildigine kederliyiz yorgunuz
Bize dostlugu ögrettiniz
Bize sevmesini ögrettiniz böyle delicesine
Sevdikse günahlarimiz Tanri ‘nin boynuna
Sevilmedikse insanlar utansin kederimizden
Ne aradik ne bulduk dünyanizda söyleyin
Bir sevgiyi bile çok gördünüz bize
Öpüstük uykularimizda ayipladiniz
Kara kara yengeçleri saldiniz üstümüze
Simdi de bir yasamaktir tutturmussunuz
Rahat birakin bizi
Gögüyle deniziyle
Tasiyla topragiyla
O yoktan var ettiginiz Tanri'siyla
Dünyaniz sizin olsun.

Bogaz tokluguna yasamalar bizi kurtarmaz artik
Biz oldum olasi kör dogmusuz
Brakisefal kafalarimiz bir ise yaramiyor
Hele su bizimsiz ayaklarimizin haline bakin
Aptalligimiz yüzümüzden belli
Aynaya bakip gülüyoruz
Oysa bütün çirkinligimiz asikar ayna gibi
Söyleyin bir Shakespeare mi akilliydi içimizde
To be or not to be

To be or not to be bir sey degil yine
Sen olmasan benim varligimdan ne çikar
Ama sen yoksun iste
Bense bütün insanlar gibi ha varim ha yogum
Yine sana çikiyor bütün yollar
Yine bütün iki kere ikiler dört ediyor
Dönüp dolasip ayni yere geliyorum.

Hani o iki kisilik dünyalar bizimdi
Hani sen iyiydin
Halden anlardin
Hani sen git demeyecektin bana
Ve ben her seye ragman gelecektim
Içimde bir umut
Ellerimde olgun meyvalar
Dünya nimetleri
Gözlerimde yanip yanip sönen bir pirilti
Ama ne sen gel dedin
Ne de ben gelebildim her seye ragmen
Askimiz ayriliklarla basladi

Deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik
Öyle ateslerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu
Karli daglarin serinliginde uyurduk geceleri
Deniz fenerlerinin isiginda yikanirdik
Köpükten bir çalkantiydi içimizde zaman
Ne yana baksak denizdi maviydi isikti
Sonra bir çaresizlikti zifir
Akintiya kapilmis gemiler gibiydik

Bir org çalinir gibi yanibasimizda
Öyle kendinden geçmis öyle basibos
Öyle derin duygular içindeydik anlatilmaz
Sarhos rüzgarlara biraktik kendimizi
Aldigini geri vermez dalgalara
Görmedigimiz ülkeler gördük gün dogusunda
Tatmadigimiz yemislerden tattik günahkar olduk
Alevden bir tasta eridi günler
Bir cehennem atesiydi ask içimizde
Hiç sönmiyecekmis gibi yaniyorduk

Tutsakligimiz nasil basladi bilinmez
Pasli demir kapilar kapandi üstümüze
Tas duvarlarda kayboldu boguk seslerimiz
Çaresizligimizi bize aynalar söyledi inanmadik
Kusatildik ansizin kederle ayrilikla
Aman vermez karanliklar sardi dört yanimizi
Yalnizlik bir agri gibi çöktü basimiza
Uyuduk bir daha uyanamadik

Simdi bir kutup var sana çeker beni
Bir kutup var senden öteye
Ben onun için böyle ortalikta kaldim
Dag yollarinda caddelerde sokaklarda
Onun için bulup bulup yitirdim seni
Hangi kapiyi çaldiysam sen açtin bana
Hangi gözümü yumduysam seni gördüm
Zamandin zamandan öte bir seydin
Yillarca bir mesale gibi yandin uzaklarda

Bu manyetik alanda bogulmam senin yüzünden
Bu zincirleri sen vurdun ellerime
Sen getirdin bunca karanliklari
Al sunu mumu yak
Korkuyorum
Bir tas aldim attim denize
Günahlarimdan kurtuldum
Alfabenin yirmisekizinci harfindeyim
Öteye gidemem
Itme beni

Benim de bir insan tarafim vardi
Bakma böyle kötü olduguma
Benim de dileklerim vardi
Benim de bir bekledigim vardi yasamaktan
Yeter artik vurma yüzüme çirkinligimi
Her gün bir kadin aglar benim yüzümde
Büyük dertler içinde benim ellerim
Anlamiyor musun
Sen sevildigin için güzelsin bu kadar
Ben sevilmedigimden böyle çirkinim

Bütün kötü yerlerde ben kokarim
Biliyorum
Bir hayvan lesiyim öleli kirk gün olmus
Fabrika bacalarinda bir kara dumanim
Zehirim akrep kuyruklarinda
Kötüyüm sevemedigin kadar
Öyle fenayim
Kapanmamis biçak yaralarinda
Bu pis çöp tenekelerinde unut beni
Unut artik
Bayat bir ekmek gibi
Çürümüs bir elma gibi

Sari badanali evlerde kazanlar kaynar
Sari badanali evlerde günah islenir her gece
Sari badanali evlerde ölüler yikanir
Sari badanali evleri sev biraz
Bu evlerde zaman benim aksamlarimdir yitirilmis
Bu kazanlarda benim gözbebeklerimdir kaynayan
Bu sarilarda benim yüregim bir ölür bir dirilir
Anladim
Bu dünyada benden baska kimse yok beni anlayan

Tosca' dan bir arya hatirliyorum simdi
Sus biraz
Ensemde bir akrep yürüyor
Birak yürüsün
Sabaha asacaklar beni
Dokunma
Yedi canim vardi ikisi gitsin
Bunca ölümler az gelir bana

Kalbimi yardim
Bir damla kan akti
Kutuplara kar yagiyordu
Üsüdüm
Failatun vezniyle seni çagiriyorum
Bana inbiklenmis yesilligini getir
Dur gitme
Bes kurusum vardi kaybettim
Dur gitme
Isirgan otlarindan kurtar beni

Deniz analarinin gözlerini çaldim
Sana bakmak için
Günesi üçe böldüm
Al biri senin olsun
Yüzümde bes biçak yarasi var
Bir de sen vur
Barut kokusunu severim
Bir portakali dilim dilim soy
Aciktim
Tut ki ben yogum artik yeryüzünde
Tut ki bir marul yapragiydim
Öldüm

Al su serçe parmagim sende kalsin
Ben kötüyüm
Allahsizim
Korkunç çirkinim
Ben seksensekizinci tul dairesiyim
Sag gözümün üç kirpigini kestim
Al
Ben lanetlendim

Chopin'in cenaze marsi çaliniyor
Ölüler ayaga kalkti
Görüyor musun
Su soldan ikinci benim
Senin yüzünden öldüm
Simdi seni getiriyorlar karanligima
Agliyorum
Biraz sev beni
Yaklas biraz
Gül biraz
Seni affediyorum

Kuskonmaz dallarina astim kendimi
Sedir agaçlarina gül yapraklarina
Basimi taslara vurdum
Gözbebeklerimde büyük camlar parçalandi
Tanrisal duygular içindeydim
Bütün Tanrisizligimdan uzakta
Bir kemiklerinin sertligini aldim
Bir teninin akligini
Sonra sicakligini dudaklarinin
Gel bak
Sana bir Tanrı getirdim
Gel bak
Bir tanrı yarattım senden
1957

qrunqe   01 Aralık 2008 22:57  

yok canım sende...

lilithi   08 Kasım 2008 22:38  

Derinden sesler geliyor
Durduramaz beni askin
Bekle geçinceye kadar
Yayi daha germe
Kiracaksin.

Karanliktaki kimildayan düsünceyi
Göremez sendeki göz
Örtülere büründügüm su anda
Düsmüssenden kumaslar
Çiplaksin.

Eser serin bir rüzgar
Sen çok sicaksin
Koptu senden ellerim,köprü yikildi
Seni benim tarafa nasil alabilirim
Uzaksin.

qrunqe   19 Temmuz 2008 01:29  

ayıcılar geçti, affedilmemiş insanlar geçti
şehirler taş yürekliydi şarkısı-beyaz
insanların büyük rüyaları vardı
insanlar bir ölümle öldüler ki
sevgiler arasında şaşırıp
bir unuttular ki deme gitsin.

ben olanca kuvvetimle
halatlara asılıyorum nafile
ben ayrı düşmüşüm bir kere
ayrı düşmüşüm insanlardan.
bu yıldız tutmaz mavilikte
ne deniz ne köpük kar eder bana.

arada bir ağlamak için
onu kocaman ellerimle sevdim.
ölüm daha saçlarına gelmemişti şarkısı-beyaz
saçlarını kestim, şarapla ıslattım
saçlarını koynumda saklıyorum
arada bir ağlamak için.

ve suların altında mavileyin
küstah bir çalparaydı ayağını uzatmış
mes'ut hatırasına balıkların.
ve kocaman küfürleriyle sarhoş
yatardı yavaşlamış tüyleriyle
gemicilerin öldürdüğü kuş.

siraküzaya uğrayamadık
torbadaki çakıllara baktım şarkısı-beyaz
benimkilerin üstünde üç tane hilal
üç tane uzun hilal vardı, upuzun
siraküza açıklarında bahanesiz bir yaz
çalkandık durduk.

qrunqe   19 Temmuz 2008 01:28  

günlerin gürültüsünde nerde
tut ki seviştik diyelim
artık elim ayağım tedirgin
zamanım seninle akar gider
yaşamayı yeniler durur sevgin

gözlerinde o dayanılmaz çağrı
öpüşmelerin en olgunu kaçamak
tut ki kalkmış engeller aramızdan
üstümüzde ay aydınlık gökler
bir mutluluk içindeyiz umulmayan

qrunqe   19 Temmuz 2008 01:28  

Birşey var aramızda,
Senin bakışından belli,
Benim yanan yüzümden.
Dalıveriyoruz arada bir,
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belli,
Gülüşerek başlıyoruz söze.

Birşey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek,
Fakat ne kadar saklasak nafile,
Birşey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor,
Benim dilimin ucunda

qrunqe   19 Temmuz 2008 01:27  

Bırakıp gittin beni bütün kapılardan.
Bütün çöllerde tek başıma kodun beni.
Şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim
Vardığım hiçbir yerde değildin.
Sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam!
Hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını,
Denizde dalga kıranda da boş boşluğunu bir günün,
Seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği..

Bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
Her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
Düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni.
Yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin,
Gelişigüzel bir nesne, bir "şey", bir iskemle gibi,
Yazla birlikte biten bir kısa tatil,
Çekmecede bir kart gibi bırakıp gittin.
Senden düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında.

Başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç
Bana bakıp görmediğin için,
Ben yokken içini çektiğin için.

Ayağına düşen gölgene acıdın mı sen hiç ?

qrunqe   19 Temmuz 2008 01:27  

birazdan ılık, tatlı uykular sarar bakarsın,
bakarsın sırtıma bir sıcaklık gelir,
birdenbire bakarsın,
karanlıklar ortasında başlar tutuşmaya
benim anadan doğma insan tabiatım.

birazdan ılık, tatlı uykular sarar bakarsın,
bakarsın sırtıma bir sıcaklık gelir,
bakarsın ne böyle sessiz sedasız yaşamaya mahkûmum
ne böyle sensiz yaşamaya mahkûm.

sen ve ben,
bir de kocaman güneşleri
ve aydınlık denizleriyle
o sarışın, mavi şehir.

ben cigara içerim,
kitap okurum,
sana bakarım ben.
sen oturmuş yemek hazırlarsın.

birazdan ılık, tatlı uykular sarar bakarsın,
bakarsın sırtıma bir sıcaklık gelir.
birdenbire bakarsın,
senin yanan saçlarında ve ellerindedir
benim ağlayan elim.

sanki ne lüzum vardı böyle uykulara,
sanki ne lüzum vardı, güzelim?

benim en küçük hakkımdı seni sevmek,
ellerinden, çenenden tutmak senin,
beraber yemek yemek,
beraber bakmak sulara,
yürümek geceleyin.

qrunqe   19 Temmuz 2008 01:26  

Akar Guadalkuivir
Portakal ve zeytin bahçelerinin gölgesinde
Senin iki nehrin Granada
Düşer karlardan, vadilere

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Guadalkuivir kıvrımlarında
Yanar tutuşur nar çiçekleri
Akar nehirlerin Granada
Bir kanla, gözyaşıyla öteki

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Sevilla'da zarif
Yollar açılmıştır yelkenlilere
Senin nehirlerinde Granada
İniltilerdir yüzen sade

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Guadalkuivir… Çan kulesi
Ve rüzgâr, limon bahçesinde.
Dauro, Genil, ölü kilisecikler
Nehirlerin denize kavuştuğu yerde

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Sular taşıyıp götürürler mi
Çürüyen acının ateşlerini?

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Endülüs, portakal çiçeği alır
Ve zeytin dalları, denizlere

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:25  

Bir balık vardı kalbinde;
Çin denizlerinden getirmiş;
Ufacık, gelir geçerdi bazen
Gözlerinin içinden.
Gemici idi ama unutmuştu
Meyhaneleri, portakalları;
Gözleri suda.

II
Ötekinin sabun vardı dilinde;
Yıkadı sözlerini, sustu
Dünya dümdüz, deniz dalga dalga;
Yüzlerce yıldız ve gemisi;
Çeşmeler görmüştü Roma'da
Ve yanık yüzler Küba'da
Gözleri suda.

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:25  

Deniz nedir bilmiyor
bu küçük kaplumbağa;
onu çingene doğurmuş,
atıvermiş sokağa.
Ya! denizi yok,
yo! denizi yok;
denizi yok,
salıvermişler sokağa.

...

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:23  

Her akşam üzeri bir çocuk ölür,
her akşam üzeri Granada'da.
Her akşamüzeri yerleşir de su
dostlarıyla konuşur baş başa.

Yosundan kanatları var ölülerin.
Bulutlu yel ve duru yel yan yana
süzülen iki sülündür kuleler üstünde,
gündüzse yaralı bir oğlan.

Havada kalmazdı tek kırlangıç gölgesi
şarap mağarasında rastlayınca ben sana,
tek bulut kırıntısı kalmazdı yerde
sen ırmakta boğulup gittiğin zaman.

Yuvarladı vadi köpeklerle süsenlerini
bir su devi yıkılınca dağlara.
Gövden, ellerimin mor gölgesinde,
bir soğuk meleğiyle, kıyıda cansız yatan.

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:22  

Kızlar karalar giyinmiş,
düşünüyor, dünya ne kadar küçük
ve yürek ne kadar geniş.

Karalar giyinmiş.

Düşünüyor iç-çekişler, çığlıklar
nasıl da yitiyor rüzgârda.

Karalar giyinmiş.

Açık kalmış balkonundan
şafak vakti,
gökle dolmuş içeri.

Ay! Ah!
Giyinmiş, ya, karalar giyinmiş !

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:22  

Göğün yeşilinde
yeşil bir yıldız
ne yapabilir, sevdiğim,
yitmekten başka?

Soğuk siste
gömülen kuleler
nasıl seçiyor
bizi pencerelerimizden?

Göğün yeşilinde
yüz yeşil yıldız
görmüyor yüz kuleyi
karın içinde bembeyaz.

Canlansın diye
acımı,
söylemek istiyorum
kırmızı gülümsemelerle.

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:20  

Kurtuba
Uzakta tek başına

Ay kocaman at kara
Torbamda zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Kurtuba'ya

Ovadan geçtim yel geçtim
Ay kırmızı at kara
Ölüm gözler yolumu
Kurtuba surlarında

...

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:15  

Ben ölünce
gömün gitarımla beni
kumlara.

Ben ölünce,
portakallarla
naneler arasına.

Ben ölünce
gömün isterseniz
rüzgâr gülüne.

Ölünce ben!

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:14  

deniz kabularıyla geldiğinde güz,
sis üzümleriyle, dağ öbekleriyle,
gözlerine hiç kimse bakmak istemez,
ölüsün çünkü, dirileceğin de yok.

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:13  

no duerme nadie por el cielo. nadie, nadie.
no duerme nadie.
las criaturas de la luna huelen y rondan sus cabañas.
vendrán las iguanas vivas a morder a los hombres que no sueñan
y el que huye con el corazón roto encontrará por las esquinas
al increíble cocodrilo quieto bajo la tierna protesta de los astros.

no duerme nadie por el mundo. nadie, nadie.
no duerme nadie.
hay un muerto en el cementerio más lejano
que se queja tres años
porque tiene un paisaje seco en la rodilla;
y el niño que enterraron esta mañana lloraba tanto
que hubo necesidad de llamar a los perros para que callase.

no es sueño la vida. ¡alerta! ¡alerta! ¡alerta!
nos caemos por las escaleras para comer la tierra húmeda
o subimos al filo de la nieve con el coro de las dalias muertas.
pero no hay olvido, ni sueño:
carne viva. los besos atan las bocas
en una maraña de venas recientes
y al que le duele su dolor le dolerá sin descanso
y al que teme la muerte la llevará sobre sus hombros.

un día
los caballos vivirán en las tabernas
y las hormigas furiosas
atacarán los cielos amarillos que se refugian en los ojos de las vacas.

otro día
veremos la resurrección de las mariposas disecadas
y aún andando por un paisaje de esponjas grises y barcos mudos
veremos brillar nuestro anillo y manar rosas de nuestra lengua.
¡alerta! ¡alerta! ¡alerta!
a los que guardan todavía huellas de zarpa y aguacero,
a aquel muchacho que llora porque no sabe la invención del puente
o a aquel muerto que ya no tiene más que la cabeza y un zapato,
hay que llevarlos al muro donde iguanas y sierpes esperan,
donde espera la dentadura del oso,
donde espera la mano momificada del niño
y la piel del camello se eriza con un violento escalofrío azul.

no duerme nadie por el cielo. nadie, nadie.
no duerme nadie.
pero si alguien cierra los ojos,
¡azotadlo, hijos míos, azotadlo!

haya un panorama de ojos abiertos
y amargas llagas encendidas.

no duerme nadie por el mundo. nadie, nadie.
ya lo he dicho.
no duerme nadie.
pero si alguien tiene por la noche exceso de musgo en las sienes,
abrid los escotillones para que vea bajo la luna
las copas falsas, el veneno y la calavera de los teatros.

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:11  

ne boğa biliyor seni ne incir ağacı,
ne atlar ne evindeki karıncalar.
ne çocuk biliyor seni ne de ikindi
çünkü ölüsün sen sonsuza kadar.

ne taşın sırtı biliyor seni,
ne içinde için de çürüdüğün siyah saten.
bilmiyor seni sessiz anıların
çünkü ölüsün sen sonsuza kadar.

sedef kabuktan borularla gelecek güz,
buğulu asmalar, kümelenmiş tepelerle,
ama kimse bakmayacak gözlerine
çünkü ölüsün sen sonsuza kadar.

çünkü ölüsün sen sonsuza kadar
bütün ölüleri gibi yeryüzünün
bütün ölüleri gibi unutulmuş
cansız bir köpekler yığınından.

kimse bilmiyor seni. kimse. ama türkünü söylüyorum ben.
profilini söylüyorum geleceğe, inceliğini.
anlayışının dile destan olgunluğunu.
ölüme iştahını senin, ağzındaki tada.
yiğit neşendeki kederi söylüyorum.

kolay doğmaz, eğer doğarsa,
böyle katıksız, böyle güngörmüş endülüslü.
inceliğinin türküsünü söylüyorum inleyen kelimelerle
anarak üzgün bir yeli zeytin ağaçlarında.

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:10  

sana duyduğum aşktan
canımı acıtır hava
canımı acıtır yüregim
şapkam canımı acitir

kim satın alır benden
şu elimdeki kurdeleyi,
beyaz iplikten şu kederi,
mendil yapmak icin

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:09  

havanın durgun golu
yankı dalı altında.
suların durgun golu
yıldız yaprakları altında.
agzının durgun golu
opusler kalınlıgı altında.

qrunqe   03 Temmuz 2008 21:07  

Gerçek özümüzü belirleyen şeyler;
Doğruluk;
İnsanlığın manewi niteliklerinin temeli;
Ewrensel düzeni oluşturan yasalar;
Tüm öğretilerin gizli temeli..

(sana yazmayı sewiyorum)

qrunqe   27 Haziran 2008 21:31  

Ne zaman seni düşünsem yalnızlığım aklıma gelir
Bir ürperti gibi derinden derine duyarım çaresizliğimi
Nedir bu gürültüler derim, top patlamaları
Nedir bu şakaklarımda zonklayan ağrı
İçimden dalga dalga boşanan gözyaşları ne
Bu hangi nehir ki uzayıp gider alabildiğine
Nedir bu ümitsizlik dolu bu kahır dolu yaşlar
Bu denizler altında kopup gelen firtına
Bu bir çağlayan gibi uğultulu yaşlar
Oysa zamandır ilerleyen imkansızlıklar içinde
Başlangıcı olmayan bir sondur yaklaştığım
Bu ipince nehir nereye gidiyor bilen var mı ?
Ağlatan ne ben O doyamadığım dakikalar mı ?
Düşen aksi mi gözlerime o bal rengi gözlerin
Ki içimde çalkantısıyla hıçkırır denizlerin
Sorarım; bu ağlamak ne kadar, nereye kadar
O zaman rüzgar durur, fırtına diner ansızın
Kapanır yorgun gözlerim bir gece başlar
Ve karanlık uykularla rer ağlama saatleri
Uyanınca bir ıslak şafaktır görürüm
Bir büyük resimdir gökyüzü seyrederim
Yine özleminle yanip tutuşur gözbebeklerim
Duyarım vurgularını başımda çaresizliğin
Ben ağlayacak adam değildim bir kadın için
Beni perişan edecek ne vardı bu kadar
Bir de "Erkekler ağlamaz" diyorsun
Tanrılığından utanmasa Tanrı bile ağlar.

qrunqe   27 Haziran 2008 18:50  

Bir gece, gecede bir uyku..
Uykunun icinde ben..
Uyuyorum,Uykudayım,
Yanımda sen.
Uykunun içinde bir rüya,
Rüyamda bir gece,
Gecede ben..
Bir yere gidiyorum, delice..
Aklımda sen.
Ben seni seviyorum, gizlice..
El-pençe duruyorum,
Yüzüne bakıyorum,
Söylemeden, tek hece.
Seni yitiriyorum, çok karanlık bir anda..
Birden uyanıyorum, bakıyorum aydınlık;
Uyuyorsun yanımda..güzelce.

qrunqe   27 Haziran 2008 18:49  

gün doldu: kendime bir aksisedayım
ürktüm hep hayalâttan. aklım
bana açıkla: yırtılan
zaman mı gülün yaprağı mı? elinde
buruşturuyordu validem. kapatılmış
ve leyli bakışlı mecnune. ömrüm
şimdiden "bir devr-i hüzün"
ve kapkara matem: dizdizeyim
dalgın hayaletinle. ufku
sen misin seyreyleyen
darüşşifa'nın o tozlu
penceresinden, ben mi? vehimler
ve cinnet korkusu
bana mirasın. ölü oğul da
küçük, çıplak ayaklarıyla
geziniyor sofada, çatının
içindeki rüzgâr gibi.
ey hafıza! kanıyor
ne varsa süzdüğün. siyah zambak:
koridorlarında usulca açan
o cizvit mektebinin "gecede
yazmayı mutad edindim"
daha o zamandan. sırdır
çünkü yazı: candan doğar
ve ayan ettikten sonra
sır olur
nemsin benim
öteki zamanlardaki çocuk? bir hasım
gibi mi büyüttüm seni kalbimde?
sözüm sana yine de: kimi gerçek
daha derin düşten. düşler de
geleceğe gönderir ve yitik söz
dirilir okurun dilinde.
yaşamım! doğrusun
yanlış olduğun kadar. bir diken
gibisin içimde.
ah! gülün yok.
doğ karanlığın devâsa
rahminden de
okurum hisset beni:
"intiharımı da fenne tatbik edeceğim:
şiryanlardan birinin geçtiği mahalde
cildin altına klorit kokain şırınga
edip buranın hissini iptal ettikten
sonra orasını yarıp şiryanı keserek
seyelân-ı dem tevlidiyle terk-i hayat
edeceğim"
zevcem! kim kimin uçurumu?
her ağuş, ne yapsak
bir serzeniş aslında. metresim!
kucaklaştık ama daha bir kez
buluşmadık. tecilin
dolmasını bekledim ben.
suret-i varaka
"ameliyatımı icra ettim. hiç
bir ağrı duymadım. kan aksın
diye hiddetle kolumu kaldırdım"
ki "kâğıt dahi kanla mülemma"

qrunqe   26 Haziran 2008 02:34  

Akşam vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve öğlenlerle sabahlarda bir de geceleri
hiç durmaksızın içmekteyiz
bir mezar kazıyoruz havada rahat yatılıyor
Bir adam oturuyor evde yılanlarla oynayıp yazı yazan
hava karardığında Almanya’ya senin altın saçlarını yazıyor Margarete
bunu yazıp evin önüne çıkıyor ve yıldızlar parlıyor
köpeklerini çağırıyor ıslıkla
sonra Yahudilerini çağırıyor ıslıkla toprakta bir mezar kazdırıyor
bize buyruk veriyor haydi bakalım şimdi dansa

Gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve sabahlarla öğlenlerde bir de akşamları
hiç durmaksızın içmekteyiz
Bir adam oturuyor evde yılanlarla oynayıp yazı yazan
hava karardığında Almanya’ya senin altın saçlarını yazıyor Margarete
senin kül olmuş saçlarını Sulamith bir mezar kazıyoruz
havada rahat yatılıyor

Adam bağırıyor daha derin kazın toprağı siz ötekiler
şarkılar söyleyip dans edin
tutup palaskasındaki demiri savuruyor havada gözlerinin
rengi mavi
sizler daha derine sokun kürekleri ötekiler devam edin
çalmaya ve dansa

Gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve sabahlarla öğlenlerde bir de akşamları
hiç durmaksızın içmekteyiz
bir adam oturuyor evde senin altın saçların Margarete
senin kül saçların Sulamith adam yılanlarla oynuyor

Sesleniyor daha tatlı çalın ölümü çünkü o Almanya’dan
gelen bir ustadır
sesleniyor daha boğuk çalın kemanları sonra sizler
duman olup yükseliyorsunuz göğe
sonra bir mezarınız oluyor bulutlarda rahat yatılıyor

Gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
sonra öğlen vakitlerinde ölüm Almanya’dan gelen bir ustadır
akşamları ve sabahları içmekteyiz hiç durmadan
ölüm bir ustadır Almanya’dan gelen gözleri mavi
bir kurşunla geliyor sana tam göğsünden vurarak
bir adam oturuyor evde senin altın saçların Margarete
köpeklerini salıyor üstümüze havada bir mezar
armağan ediyor
yılanlarla oynuyor ve dalın düşlere ölüm Almanya’dan
gelen bir ustadır

senin altın saçların Margarete
senin kül olmuş saçların Sulamith

qrunqe   26 Haziran 2008 02:28  

siyahın gezginiyim: her gün daha derine
yanar akşamla caddede vebalı lambalar,
bezgin, sıkıntıyla bakar herkes benzerine;
redingotlarıyla mumya gibi otururlar
iş yerlerinde, kahvelerde. ve akar zaman.
-birden söner uzak bir yıldız gibi yaşaman-
demek isterim, alımlı kadının birine.

çünkü kanar "bir mezarda bırakılan aşklar":
adrianne! jenny! yıllardır bakir bir dulum ben,
avuntu bilmez. nafileydi tüm yolculuklar
o arayış: kara güneş içimdeydi zaten.
gittim harfin ve sayının bilinmez ucuna:
ölü yüzüm çekilmişti gecenin burcuna,
korkmadım sokağa hapsediyorken kapılar.

adoniram! hançerle sınandı ustalığın
ve açıldı gül gibi toht kitabı'ndaki giz:
herkes iki'dir. ben kimin öteki adıyım?
söyle: bulmak mıydı amacın ey yitik ikiz.
"içimizde bir oyuncu, bir seyirci yaşar"
ve "akıl ürünleri delilikten de çıkar"
kazıyınca pıhtısını o yıkık zamanın.

melek gülümsemiyor artık öteki anam,
çekil! çünkü "siyah ve beyaz olacak gece."
ulaşır mı yaralı hayvan gibi bağırsam
sesim bencil, sevgisiz, muhkem ev içlerine?
onulmazım. çağcıl kentin yabanıl yitiği.
tek giysim vebalı ışıklarla melankoli,
bir redse kurtulmak bile istemem yazgımdan.

iki'yim: yakalandım sokakta çırılçıplak
ve giydirildim başkalarının sözleriyle.
ah! karanlığa giren görür beyazı ancak,
hangisiyim? biliyorum kimin gözleriyle?
ne yapsak silinmiyor ruhtan geçmişin izi
yaşamak kadar ölüm de çağırıyor bizi,
geçiyorum sokağı fenerle konuşarak

hem yaşamın imidir hem ölümün her fener

qrunqe   26 Haziran 2008 02:26  

Ben Zifiri Karanlık,- ben ki dul, -Çaresizim,
Şatosuna el konmuş, ben, Aquitaine prensi
Tek yıldızım da öldü, -şimdi yaldızlı sazım
Taşıyor Melankolinin Kara güneşini.

Mezarındaki güzel, sana geçiyor nazım
Ver bana Pausilippe'i, İtalyan denizini
Nerde Gülle Asmanın kucaklaştığı üzüm
Ver bana yüreğimin hoşlandığı çiçeği

Amour muyum, Phoebus mü ?... Lusignan ya Biron mu?
Öpmüştü Kraliçem, hala kırmızı alnım;
Syrene'in mağrasında tatlı düşlere daldım...

Utkuyla gelip geçtim iki kez Acheron'u
Dile getirdim tek tek çalıp Orphée'nin lirini
Perinin, Ermiş Kızın hazin iniltilerini.

qrunqe   26 Haziran 2008 02:20  

sosyomat sayfanıza kutular ekleyebilirsiniz..

kutularda yaşıyoruz sevgili kolum bacağım gövdem ve başım... kutular ki büyük kutuların içinde kutu kutudur.. çerçeveleri asarız kutu çeperlerine.. yok ben bu kutuları hiç sevemedim.. şimdi yazıyor olduğum yer de kutu içi, yazın da görün, ama ben bazen sözcüklerin kutudan sızabileceğine hala fazla belli etmeden inananlardanım.. varsa o larlar.. kutu yerine,
sosyomat sayfanıza kuyular ekleyebilirsiniz
olsaydı zira cümle
sizin kuyunuz benim kuyuma açılır olurdu.. ha, kimse söz veremezdi ama, kör kuyular eklemeyeceğine...
ve oralarda merdivensiz bırakmayacağına sizi..

kuyunun dibine düşen taş, kimin attığını sorgulatmaz..

aaR   26 Haziran 2008 02:14  

yarım kalmış acılar denizi pencereme konardı ge-
ceyle, savrulurdum. gözyaşı kokusuyla dolu bir
kuğu, zamanın sonuna kalkan, sürgünümdü; göz
mavisi duman, sessizliğim. aktım ölü denizkızıy-
la gökkuşağı saklı mektubun içine, pulumuz rüz-
gar oldu, postacımız güvercin. civa gibi eridik ka-
bımızda. kırmızıya gittik. hemen yokladım yüzü-
mü yağmurun yuva yaptığı ellerimle. iyice şaşır-
mıştı alıcısı vapur ıslığımızın. saplandı gözlerimin
ışığı yeni güne.

mermer bir kayıkla geri döndük
diğer yarısına acının,
usulca çekildi deniz,
son bulduk, yenildik.

artık yataksız bir liman yüreğim, soğuk ve loş.
kırık
düşlerim. serçelerde gözlerimin buğusu. buruk
içim.

böylesi bir yenilgiyi beklemediğim için
sabahın en serin ucunda bağıran ben
intihar edecekmiş gibi sıkılıyorum
düşük boynuma asılı sonbaharı.

çekildi yaşanan hıçkırıklara, yaşanmayan düş kı-
rıntılarımızla boğulduğumuz odaya. düştü saat
duvardan, telefon diye çevirdim yelkovanı: imdat.
akrep soktu kendini. çan sesleri, ezan sesleri, martı
sesi, çatılarda kaldı gecenin gizi. unuttum mektu-
bun içinde boğulduğumu. elveda.

qrunqe   26 Haziran 2008 02:13  

ben nicin tutsagim yeryuzunde
ben nicin, bilmek isterim?

doganin mi batakligindaydik biz, kisinin mi?

sevda mi umut mu, arkadas mi
anilar mi? nerde...

yurdumuzun goklerinde mi yerin,
hey tanri bilmek isterim?

nicin sevmekten yana, yoksunluktan yana siir yazarim?

qrunqe   26 Haziran 2008 02:00  

gel seninle resim yapalım

gel seninle resim yapalım.
bir yüz çizelim ince,
küçük nezleli bir burun
ve gözler zeytin iriliğinde.

sonra bir gelincik, ince bir boyun,
soyulmuş bademden daha ak bir ten,
öyle bir yüz ki seher vakti
mutluluk estirsin güneş doğarken

ve saçlar çizelim, bulutlar,
türküler, masallar gibi,
hepsinin üstüne sonra
kocaman bir insan yüreği.

öyle bir yürek ki sevgiyle
arkadaşlıkla, mutlulukla dolsun,
isterse ondan sonra
bütün şairler ölsün.

qrunqe   26 Haziran 2008 01:56  

topluluklar

üyesi olduğum topluluklar | yöneticisi olduğum topluluklar
  1. istanbul

    istanbul

    11511 üyesi var. üyelik serbest.
  2. masalları kınıyorum

    masalları kınıyorum

    69 üyesi var. üyelik serbest.

müzik kutusu

empeüçlerim


 
tuttum işlemi gizlidir. karşı tarafın haberi olmaz. tuttuğunuz kişileri bir arada görebilir, yaptıklarını takip edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage